Kimya Mühendisliği, “eğitim, deneyim ve uygulama ile kazanılan matematik, kimya ve diğer doğal bilimlere dayalı bilgilerin, madde ve enerjiyi insanlığın yararına kullanırken ekonomik yolların geliştirilmesi düşüncesiyle uygulandığı bir meslek” olarak tanımlanır. Doğrusu bu tanım diğer birçok mühendislik dalını da rahatlıkla tanımlamaya yetiyor bence. Peki öyleyse kimya mühendisliği mesleğini biricik kılan, diğerlerinden temel olarak ayırt edici olan yan(lar) nedir?

Bu soruya olabilecek yanıtların nesnel bir değerlendirilmesi, “kimya mühendisliği neden, nasıl, nerede ve ne zaman doğdu?” sorularına da yanıtları gerektiriyor kuşkusuz. Nedenlerden belki de en önemlisi, diğer mühendislik dallarının, var olan ya da yeni ortaya çıkan üretim süreçlerine, nicel ya da nitel yetememesinden olsa gerek. Ortaya çıkışı, varolan bir mühendislik dalına “kimya aşılaması” yöntemi ile, ya da büyük ölçekte üretimle uğraşmaya başlayan kimyacının beyaz önlüğü çıkarıp, mavi önlüğü giymeye başlaması ile oldu belki. Nerede ve ne zaman sorularının ortak yanıtı ise, İngiltere ve Almanya gibi Sanayi Devrimi’nde başı çekmiş ülkelerde ve 19. yüzyılın sonlarında, şeklinde verilebilir mi acaba?.

Kimya Mühendisliği’ni diğer mühendislik dallarından ayıran eşsiz yanı ararken, başka mühendislik dallarıyla ve kimyacılarla arasındaki güçlü ortak yanları karşımıza çıktı. Kimya Mühendisliği de, zamanla ortaya çıkan yeni gereksinimler ve bilgiler ile meslek sorumluluk alanını güncelleyerek geliştirmiş olmakla birlikte, yeni mühendisliklerin “aşılama” yoluyla oluşturulmasında da “gövde” rolünü üstlenmiş. Kimya Mühendisliği’nin, diğer mühendisliklerden ayırt edici yanının “kimya” yanında saklı olduğu gün gibi açık. Kimya, maddenin kütlesel olarak korunduğu ancak tür olarak korunmadığı, başka türlere dönüştüğü kimyasal süreçlerden söz ediyor. Kimya, süreçlerdeki değişime enerji penceresinden bakarken, makro ölçekteki kinetik ve potansiyel enerji bileşenleri ve ısı yanında, mikro ölçekte atomların, moleküllerin ve molekül gruplarının, çeşitli kimyasal tepkimelerde uğradıkları değişikliklere, kimyasal enerji ile dikkat çekiyor.

Laboratuarda olaylara kimyasal termodinamik ve kimyasal potansiyel ile yeni bir bakış getiren kimya, sanayiye çıktığında mühendislik ile bütünleşip, kimya mühendisliği termodinamiği, kimya mühendisliği tasarımı ve ekonomisi ile sürdürülebilir bir yaşantının ufuklarını genişletiyor. Bunu bir örnekle, hava ve su ile soğutmanın yetmediği durumlarda kullanılan bir buhar sıkıştırmalı soğutma sistemi ile açmaya çalışalım. Bu sistemi, kompresör, yoğuşturucu, genleşme vanası ve buharlaştırıcı birimleri ile içinde dolaştırılan soğutucu akışkan olarak ele alalım. Kimyacı için bu sistemde odak noktasını, soğutucu akışkanın fizikokimyasal özellikleri, kimyasal analizi, sentezi, kullanımı sırasında oluşabilecek ürünler, ile kimyasal atık olarak tehlikeleri oluşturur. Kimya mühendisi de soğutucu gaza odaklanır, ancak önce buharlaştırıcıda soğutulacak ortamın sıcaklık düzeyi ve yoğuşturucudan ısının aktarılacağı ortamın sıcaklık düzeyine bakar. Sonra pazarda bulduğu gaz seçeneklerini, borulama, ısı aktarım donanımı ve kompresör için, yatırım ve işletme maliyetleri süzgecinden geçirerek, en uygun sisteme karar verir. Burada, malzeme mühendisi için odak noktası, kompresörün gövde malzemesi oluyorken, makine mühendisi için donanımın yapımı, kurulumu, işletimi, bakım ve onarımı, elektrik mühendisi için elektriksel güç aktarımı ve verimi, fizik mühendisi için ise ölçüm ve kontrol sistemi denebilir.

Mal ya da hizmet üretiminde, bilimci bir nesnenin, bir durumun ya da bir olayın tanımlanması, kökeni, yapılanması ve işleyişi üzerinde çalışırken, mühendis, seçimi, üretimi, denetimi ve yönetimi ile yoğunlaşır, gibi bir bakış çok da yanlış olmasa gerek. Bu böyle görünmekle birlikte, yaşantının çok boyutluluğu, hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Her mühendislik alanının temelleri üzerinde yükseldiği bilimsel dalların, bir değil birden çok olduğu, zamanla değişen ve gelişen bir özellik taşıdığı, bilim ve mühendislik dallarının karşılıkı etkileşim ile geliştikleri unutulmamalıdır. Doğa ve toplum için başarılı çözümler geliştirebilmek, tekil, şovenist ve gelgeç mesleki yaklaşımlar değil, tümleşik bir mühendislik anlayışı ister.

Prof. Dr. Mustafa Demircioğlu




Yorum eklemek için üye girişi yapmalısınız.