Kimya Mühendisleri Odası olarak Ankara’ya Kesikköprü Barajından içme ve kullanma suyu getirilmesi projesi ve bu suyun özellikleri ile arıtılabilirliği hakkında aşağıdaki gerçekleri kamuoyu ile paylaşma sorumluluğunu üzerimizde taşıyoruz. Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.

Son söylenecek sözü, DSİ tarafından 2005 yılında hazırlanan bir rapordan kelimesini değiştirmeden aktararak en baştan söylemek yerinde olacak:

“Kızılırmak Nehrinin doğal yapısı itibariyle klorür, sülfat ve sertlik değerleri çok yüksektir. Bu parametreler içme ve kullanma açısından çok önemlidir ve ileri arıtma teknikleri kullanmadan düşürmek mümkün değildir...

Mikrobiyolojik ölçüm sonuçları da Hirfanlı ve Kesikköprü Barajları sularının bakteriyolojik açıdan kıta içi II. sınıf su kalitesinde olduğu ve içme suyu olarak kullanılamayacağını göstermektedir.

Ankara için içme, kullanma suyu planlamalarında bu durumlar göz önüne alınarak varsa Kızılırmak dışındaki seçeneklerin tekrar değerlendirilmesinin yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.”

Ankara şehri için gelinen bu nokta, konu ile ilgili çeşitli uzmanlığı bulunan mühendislerin temsilcileri olan Odalarımızı zorlamaktadır. Bir tarafta yaşanmakta olan bir susuzluk sorunu bulunmakta ve bunun sıkıntısını tüm Ankara halkı çekmekte, soruna acil çözüm yollarının bulunması gerekmektedir. Diğer tarafta, soruna çözüm olarak sunulan ve hızla ilerlediği belirtilen projenin mevcut acil sorunu çözüyor görünürken, başka sorunlara yol açacağını görüyor olmak ve bu sözde çözüme karşı kamuoyunu uyarma zorunluluğu bulunmaktadır. Ankara halkı, bir çeşit “ölümü gösterip, sıtmaya razı edilme” noktasına getirilmiştir. Ankara'nın son 14 yılında söz sahibi olan bazı yöneticileri, kendi tercihleri sonucunda gelinen bu noktada, yukarıdaki benzetmeden devamla “sıtmayı” getirmekle övünür hale gelmiştir.

DSİ bünyesinde 2003 yılı Mayıs ayından 2004 yılı Aralık ayına kadar çok çeşitli uzmanlık alanlarından teknik personelin katılımı ile geniş kapsamlı bir proje yürütülmüştür. Hirfanlı ve Kesikköprü Baraj Gölleri ile Kızılırmak'ta kirlilik özelliklerinin araştırıldığı bu projede baraj göllerinde, fiziksel, kimyasal, biyolojik parametreler izlenirken, barajları besleyen Kızılırmak, Karasu ve Kırşehir Çayında da fiziksel ve kimyasal parametreler izlenmiştir.

Metal iyonları da dahil olmak üzere, toplam çözünmüş katıların bir ipucunu veren iletkenlik değerleri Kesikköprü baraj gölünde TS 266 standardına göre tavsiye edilen değerin çok üzerindedir. Örneğin halen ASKİ internet sitesindeki verilere göre İvedik Arıtma tesisi girişinde iletkenlik 251 (microS/cm) değerinde ve çıkışında 267 iken, Kesikköprü Baraj gölünde bunun 6 katından daha fazla olup ortalama 1541 değerindedir. Toplanmış çözünmüş katıların kurulu olan arıtma tesisindeki teknoloji ile giderilmesi mümkün değildir. Yukarıdaki rakamlar İvedik Arıtma tesisinde toplam çözülmüş katıların temizlenemediğini ve Kızılırmak suyunun da aynı yüksek değerlerle şebekeye verileceğini göstermektedir.

Su sertliğini belirleyen ve içme, kullanma sularının bu bakımdan kalitesi hakkında önemli birer gösterge olan anyon ve katyon ölçümleri aşağıda gösterilmektedir. Örneğin Kesikköprü suyundaki klorür miktarı, Ankara şebekesine şu anda verilmekte olan sudan 40 kat fazladır. Sülfat miktarı 22 kat, kalsiyum miktarı 5 kat daha fazladır.

Parametre (mg/L)

İvedik Giriş (ASKİ web sayfası)

İvedik Çıkış (ASKİ web sayfası)

Kesikköprü

Klorür (Cl-)

6

8

239

Sülfat (SO4=)

15

20

337

Bikarbonat (HCO3-)

104

89

138

Sodyum (Na+)

7,5

8,3

157

Potasyum (K+)

3,1

3,3

6

Kalsiyum (Ca++)

22,8

24

109

Magnezyum (Mg++)

6,32

5,83

44

İvedik Arıtma Tesisi için verilen giriş ve çıkış değerlerine baktığımızda bu katyon ve anyonların da mevcut arıtma teknolojisi ile uzaklaştırılamadığı görülmektedir. Bu iyonlar suyun tadını bozarak içme suyu olarak kullanılmasını güçleştirmektedir. Gerek evsel kullanımda gerekse endüstride, suyun kullanıldığı cihazlarda sorunlara yol açmaktadır.

Bu iyonların arıtılması için yüksek yatırım ve işletme maliyetleriyle anyon ve katyon değiştiricilerin kurulması gerekmektedir. Nitekim, Kızılırmak üzerinde Kesikköprü Barajından sonra yer alan Kapulukaya Barajından su alan Kırıkkale’nin mevcut arıtma tesisinde, İvedik tesislerinde halen uygulanmayan aktif karbon dozajlaması yapılmasına rağmen, elde edilen su yeterli kaliteyi sağlayamamaktadır. Bu nedenle Kırıkkale Belediyesi yeni yatırım yaparak ileri teknoloji arıtma tesisi kurma kararı almıştır.

Bu suyun kullanımında ısrar edilmesi durumunda ya Ankara Belediyesi yeni bir yatırımla ve elbette gecikmeli olarak bu tesisleri kuracak ve bunun maliyetini Türkiye'nin şimdiden en pahalı suyunu kullanan Ankara halkının faturalarına yansıtacaktır ya da Ankaralılardan ekonomik durumu elverenler içme suyu olarak ambalajlı su satın alacak, çamaşır ve bulaşık makinelerinde katkı maddeleri kullanacak veya evlerine bireysel arıtma üniteleri kuracaktır. Ekonomik durumu elvermeyenlere belediye tarafından “yardım” yapılıp yapılmayacağını henüz bilmiyoruz. Bu “yardım” konusu ise insanın aklına, önce yardım gerektiren ortamı yaratıp sonra da bu ortamdan “korumak” bahanesi ile menfaat sağlayan bazı yapılanmaları getiriyor nedense.

Yukarıda çeşitli alıntılar yaptığımız DSİ raporunda Kesikköprü Barajının suyu bilimsel yöntemlerle ve evrensel kabul gören bilimsel sınıflandırma yöntemi ile aşağıdaki şekilde sınıflandırılmaktadır.

  • Fiziksel parametreler yönünden 3. sınıf
  • Organik parametreler yönünden 1. sınıf
  • İnorganik parametreler yönünden 3. sınıf
  • Bakteriyolojik parametreler yönünden 2. sınıf

Suyun bakteriyolojik parametrelerinin iyileştirilmesi için de yeni arıtma yatırımları gerekmektedir. İvedik tesislerindeki mevcut teknoloji ile klorlama dozunu artırarak bakteri kirliliği yükünü etkisiz hale getirmek ilk bakışta bir çözüm olarak görülebilir. Ancak, dezenfektan olarak kullanılan klor, su içindeki organik bileşiklerle kanserojen nitelikte kompleksler oluşturduğu için batı ülkelerinde klorlama yönteminden ozonlama veya ultraviyole ışınla dezenfeksiyon gibi yöntemlere geçilmektedir. Bu teknolojiler de İvedik tesislerinde yoktur ve yeni yatırımla kurulması gerekmektedir. Yoksa, Ankara Belediyesi insanları ya kısa vadede bakteriyel enfeksiyon ya da uzun vadede kanser olma riskiyle karşı karşıya bırakmak zorunda kalacaktır.

Kesikköprü Barajından Ankara'ya su getirilmesi bir zorunluluk olmayıp tamamen Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin yapmış olduğu tercihlerin bir sonucudur. Bu tercihlerin bilinçli mi, bilinçsiz mi yapıldığının ve hangisinin daha kötü olduğunun takdirini kamuoyuna bırakıyoruz.

İçme ve kullanma suyu planlamaları su talebi – nüfus artışı ilişkisine göre uzman mühendisler tarafından önceden hesaplanır. Ankara İçme ve Kullanma Suyu Planlaması 1968 -1969 yıllarında DSİ tarafından hazırlattırılmış ve plan bir kez 1989 ve bir kez de 2000 yılında revize edilerek devreye sokulmuştur.

Bu Master Plan doğrultusunda yapılan etüt çalışmaları neticesinde Ankara’nın su kaynakları olarak kentin kuzey/kuzeybatı yönündeki su kaynaklarının değerlendirilmesi görüşü ortaya çıkmış ve planlama bu şekilde yapılmıştır. DSİ tarafından 1995 yılında yaptırılan revize raporda Ankara Su Temini Projesi – Işıklı-Gerede Sistemi Revizyon projesi kabul edilerek onaylanmıştır. Işıklı Baraj projesi halen ASKİ internet sitesinde sayfasında Ankara’nın su kaynakları arasında gösterilmektedir. Bu planlama raporunda Ankara’nın su sorununun, sistemin 2003 yılında devreye girmesi ile 2037 yılına kadar çözümlenebileceği belirtilmiştir. Kurulmuş olsaydı Gerede sisteminden alınacak su yıllık 230 milyon m3 idi.

Gerede Sisteminin maliyeti yaklaşık 240 milyon dolardır. 03.07.1968 tarihli ve 1053 sayılı Ankara, İstanbul ve Nüfusu Yüz Binden Yukarı Olan Şehirlerde İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temini Hakkındaki Yasa ile bu şehirlerin içme suyu projeleri ve inşaatlarını yapma yetkisi DSİ Genel Müdürlüğüne verilmiştir. DSİ Genel Müdürlüğünün bu yetkiyi kullanabilmesi için o ilin Belediye Meclisinden karar çıkartılması gereklidir. Ankara Büyükşehir Belediyesi Gerede sisteminin ihale edilip yapılabilmesi için bu kararı şimdiye kadar çıkartmamıştır. Yani, Gerede sistemi tercihi Ankara’nın susuz kalması pahasına bilinçli olarak kullanılmamıştır. Görüleceği üzere Ankara halkı susuzluğa ve kullanılmaması gereken Kızılırmak suyunu kullanmaya mahkum edilmiştir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile DSİ Genel Müdürlüğünün bu konudaki yaklaşımı da şüphe uyandırmaktadır. Bu iki kurum durumu bilmesine rağmen gerçeği halktan gizleyerek suç işlemişlerdir. DSİ Genel Müdürlüğünün kendi yürüttüğü çalışmanın aksi yöndeki sonucuna rağmen basın toplantısında kullanılmak üzere Sn. Gökçek’e “Kızılırmak suyunun kullanılmasında herhangi bir sakınca olmadığına dair” yazılı belge vermişlerdir.

Yaşanan bu gelişmeler sonucunda Ankara Büyükşehir Belediyesi Ankara İçme ve Kullanma Suyu Master Planında 2037 yılından sonrası için düşünülen kaynaklardan birisi olan, diğer kaynaklara göre sıralamadaki yeri neredeyse tercih sırasına göre en sonda bulunan Kızılırmak suyunu devreye sokmuştur. Bu planda 2037 yılına kadar yukarı Kızılırmak havzasında önemli kirlilik kaynağı olan illerin atıksu arıtma tesislerini kurmasıyla Kızılırmak'ın kirlilik yükünün azalacağı ve içme suyu arıtma teknolojilerindeki gelişme ile Kızılırmak suyunun daha kolay arıtılabileceği öngörülmüştür. Oysa şu ana kadar yalnızca Kayseri kentinin atıksu arıtma tesisi devreye girmiştir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, planlamanın en sonundaki uygulamayı şimdiden gerçekleştirmeyi önemli bir başarı gibi yansıtmaktadır. Eğer bu bir başarıysa, bir yaşındaki çocuğa yarış bisikleti alıp, bir de binmeye zorlamak gibi bir başarıdır.

Kimya Mühendisleri Odası

Yönetim Kurulu

Kaynak: www.kmo.org.tr